
Bir bulutun peşinden gitmeliyim. Mavi, büyük bir bulutun peşinden. En başından başlamalıyım her şeye sonra. Elimi uzatmalıyım. Bulutu yakalamak için. Bütün yaralar kapanmıştı. Geçmiş bir zamandı. Oysa şimdi açık yaralar bunlar… bırak açık kalsınlar…
Ağır ağır yol almakta zaman. Önünde eğiliyorum. Gelip geçen her şeye saygı duyuyorum, böyle zamanlarda. Ve yine gün doğmakta…mavi bir bulut benimkisi. Beklediğim. Elimi uzattığım yerde duruyor. Ve büyük, ve güçlü, ve kahraman bulut… bir bulutun peşinden gitmeliyim.
Açık kapılar… Bırak açık kalsınlar…
Duvarın köşesinde sıkışıp kalmış bir yüreğim. Ürkek, üzgün… Bir ateş yanıyor, dumanını görüyorum. Benim diyorum, benim yine yenilen. Ateş yanıyor. Biliyorum. Gözlerimle kıvrılıp gökyüzüne uzanan dumanı izliyorum. Bulut olsun diyorum. Duman , bulut olsun. Sonrası… sonrası da aslında geçmiş bir zamandı.
Bana aşklarını anlatma. Zaferlerin de ilgilendirmiyor beni, yenilgilerin de. Varsa yaraların, onları göster bana . Demeliyim ki, kapanmamış bütün bunlar. Neden susuyorsun daha… Korkutmasın seni bu açık yaralar.
Mehmet amca. Sessiz, kimsesiz, sakin insan silületi. O da benim anılarımdan gelip geçmişti. Ve sanırım o demişti bütün bunları zamanında: ‘ Bak gör geçecek her şey zamanla. Alışacaksın. Ama yaraların var ya, uğraşma onları kapamaya. Bırak açık kalsınlar. Yaraların kapanırsa hemen bir yenisi eklenir ruhuna, sinsice. Bırak açık kalsın onlar. Yeni bir acı gelse de, demelisin korkmadan, bende açık olan yaralar var zaten…’
Radyodan ince bir tını yükseliyor. Kapama. Pencereden rüzgar süzülüyor odalara.
Kapama. Bir parantez daha açıyorsun, bir açıklama yapmak için yaşadıklarına. Kapama. Gözlerin sessizce devriliyor anılara dalmak için bu dar akşamlarda. Kapama.
Akşamlara kalmasın telaşın. Yüreğin sızlamasın. Sıkışıp kalmasın ruhun bir odada.
O büyük ve mavi bir buluttu. Umuttu. Seni unuttu. Sen unutma. Sen hiçbir şeyi unutma. Peşinden git. Nereye gittiğini de sorgulama.
Sadece git. Gitmek de yakışır sana. Hiçbir şeyi kapatmadın sen. Kapı açık; Radyo, Pencere açık… yaraların da… git öyleyse… daha da durma buralarda.
Bana çaresizliğini de anlatma. Git.
Düşün ki; çiçek açıyor soluyor, güneş doğuyor ve batıyor, sözler söyleniyor ve bitiyor, ömür de tükeniyor. Sen sadece git.
Her şey o kadar basit ki. Yaralar bile kapanıyor. Ama sen kapama. Bırak açık kalsın. Her şeyin üstü örtülmüyor mu, her şey geçiştirilmiyor mu, her şey kapatılmıyor mu… Sen kapama!
Sana daha hikayeler anlatacağım. Hayaller anlatacağım. Rüyalar… Ama sen bana aşklarını anlatma. Sana gerçekleri anlatacağım. Acıları anlatacağım. Kapanmayan yaraları… Ama sen bana zorunlulukları anlatma. Olması gerekenleri, şartları, mecburiyetleri anlatma.
Nasıl olsa üzerimizden büyük mavi bir bulut geçer. Umut geçer. Düşeriz peşine biz de. Sorma nereye
diye. Çünkü bu yolculuk gidilmesi gereken yerlere…

|