Sıddık AKBAYIR
Abdullah Nihat YILMAZ
Nurettin TAŞÇI
İlker GÖREN
Şaban ÖZTÜRK
Sue KIZILÖZ
Muharrem ASLAN
Müştehir KARAKAYA
Cihat DUMAN
Hicret AYDOĞAR
Hakan Hakkı CANKATAN
Hülya Deniz ÜNAL
Müesser YENİAY
Tuna BAŞAR
Salih ÖZTÜRK
Ogün KAYMAK
İbrahim Yusuf PALA
Serkan ENGİN
Muhsin SALMAN
Sevil FERTİNGER
Yelda KARATAŞ
Nazım MUTLU
İsmail BİÇER
A. Uğur OLGAR
Yaşar Doğan
Gülşah AKVERDİ
Berkay PEKER
Anıl ÖZDEMİR
Özgür DEMİRCİ
Özgür OZAN
Aslan AKSOY
Nefise KARATAŞ
Şenol KARAGÖZ
Ahmet Yılmaz TUNCER
Tan DOĞAN
Selçuk ERAT
İlker ŞAHİN
Ali İhsan UZUN
Emek Şafak ASLAN
 
 
Fotoğraflar
 


hülya deniz ünal

Yaralarından hoşnut bir şair;
Ahmet GÜNBAŞ

 

     Kitap adları şairi ve şiirini açıklar denir ya. Tam da Ahmet Günbaş ve son kitabı İpek Yarası’na denk düşer bu açıklama. Naif, kırılgan bir söyleyişle, insanı seven ve önceleyen bir şairin kitabına da ancakböylesi bir ad yakışırdı; İpek Yarası. Sözcüklerle dokunur insana usul, yumuşacık işler yüreğimize, ipeksi bir yara açar da anlamayız. Vefa neden üçüncü kümede diye sorulur ya sıkça. hmetGünbaş’a bu soru hiçbir zaman sorulamaz, sorulmamalıdır. “Her ölüm erken ölümdür” ama erçekten aramızdan erken ayrılan ve yaşasalardı çok da iyi işlere imza atabilecek olan iki şairin, nder arıyatı Ölüme Direnen Şiirler (2000) ve Ali Rıza Ertan Sevgi Notları (2006) kitaplarını gidişlerinin rdından hazırlayarak ölmelerine izin vermemiştir Günbaş. Bir anlamda, sonsuza dek yaşamaya hkumetmiştir onları. Vefa duygusu şiirlerinde de görünür. Özcan Yalım, Dinçer Sezgin, Muzaffer Kale ibi yaşarken yaşamı paylaştığı dostlarını ve aramızdan ayrılmış ama onu etkileyen Ahmet Pristina, adam Anahit gibi isimleri de görürüz yazdıklarında. Günlük hayatta dilinden düşürmediği “İnsan ıcağı”nı şiirin dilinden de düşürmez. Sanki tüm eylemlerini şiirle yapıyor gibidir. Oğlu Umut Erdem’i anayan bir şiirle askere gönderen de odur.

     “Ah keşke aşk kesseydi seni Bir çift postal sarkıyor ektubundan” (syf 39, Haki)

     Yoksul bir çocuk, kimi zaman da kenar mahalleden bir fahişe, dizelerin rasından bizim yaşamımıza sızıverir. Durumdan vazife çıkarır şair, yaşadığı toplumun aksayan, acıtan anlarını dert edinir kendine. Neyi, neden yapamadığımızı sorgular bizim de sorgulamamızı ister. aşamın içinde ne varsa, onun şiirinde de o vardır. Sıcacık bir battaniye gibi örtüverir üstünüzü. Hohlar sıtır ellerini, bir dizeyle bu size de geçer. Üşümezsiniz onu okurken, çelişkileri önünüze sererken de yanınızda olduğunu, yalnız olmadığınızı hissettirir. Sesi, bakışı, yüreği karışsın ister sizinkine ve tüm insanlara. Sokaklara çıkmak, dilinde bir türküyle yürümek ister. Belki kalabalık bir sokakta biriyle arpışmak oradan bir şiir çıkarmak ister. Yaşama ve insana dair her şey onun şiirine girebilir. Dil’e elince; arı, duru, tertemiz, kılçıksız bir Türkçeyle yazar. Halk ağzını da kullanır, deyimleri de. Mitolojidenantik kentlere, tarihi olaylar ve karakterlere dek onu etkileyen her şey, herkes, bir köşe aşında karşınıza çıkabilir. O ustalıkla çarpıştıracaktır sizi bir köşeyi dönerken. Bunları asık suratla eğilgülümseyerek yapacaktır çünkü, çocuk gözlerine sızan bir sarmaşık vardır Günbaş’ın ve muzip uzip gülümsemektedir.

     “Çocukluğum kaçtı bahçenize İzin verin hevesine tırmansın” (syf 25, Afacan)

     Her şiir bir duraktır, bir sonrakine varmayı düşleyen. Hadi biraz daha ileri gidelim, hedefleyen diyelim nkü şiir bir iddia işidir biraz da. Öyle bir duraktır ki, oradan bakılır göğe, oradan yükselinir, aradığı urağı bulunca da hiçbir yere gidesi gelmez insanın, çakılır kalır oraya, mıhlanır sanki. Yolculuk ekmez anı. İpek Yarası’nda Yaz Kırgını isimli şiirde durakladım uzunca bir süre. Yaralarımı o şiir sardı. lümü e dirimi aynı anda yaşadım. Yara da merhem de oldu. Bir uçuruma atladım, ayağımın yere değdiği yerden yükseldim tekrar yaşamın karşı kıyısına. Paraşüt de can yeleği de bu şiirdi. Geçmişi, bugünü, eleceği, aynı anda yaşattı bana hepsini. Bellek yitimi de oydu, pırıl pırıl bir bellek de. Bıçağı kınından eken de aynı şiirdi, yerine ustalıkla yerleştiren de. Hayatın fotoğrafını bir mevsime yani yaza ndirgerken, yazın içinde fırtınalar koparan da oydu. Sonra yerini bir usul esintiyle yaz yağmuruna rakan da…


     “Ben şurda kalırdım şuracıkta Yazı altımdan çekmeseler Şurda bir zakkumun dibine ererdim kilimimi Sararıp beklerdim aşk başıma” (Yaz Kırgını, syf 40)

     Öyle ya, kırgınlık yoğunlaşmış eklentinin, ulaşılamamış halidir. Bir beklentiniz yoksa eğer kırgınlık da yaşamazsınız. Kırgınlık, çok nemsemenin bir başka biçimidir. Ama usul ve erdemli bir söyleyiştir burada konumuz olan. Aşk virüsü alıp çiçek dökmektir kırk derece ateşle. Yalnız derisi değil ruhu da soyulur insanın. Yara kabuk ağlasa da izi kalacaktır yaşam boyunca. Ve şair, o sancılı süreci içtenlikli ve derinlemesine yaşamak ahasına o izlere razı olandır. Gönüllü bir acı çekme halidir bu, ol’acağımız olgunlaşacağımız yola bile steye koyulmaktır biraz da. Başka ne?

     “Kirpiklerinle yaşıtmış meğer Kumlara gömdüğün hançer Hışırtısı sobelendi suçüstü” (Yaz Kırgını, syf 40)

     Şairin evi dilidir, yaşamı da şiiri. Evinin odalarında regiden yaşamının kapılarını bize dize dize açar, açılır. Dilin yalın halini kullanır Günbaş. Depremler yaratma, fırtınalar koparma peşinde değildir. Kendi gibi olan, kendine, yaşadıklarına benzeyen bir iirinizini sürer. Onun şiiri bağırmaz, alçak sesle konuşur. Bir usul sesleniş ya da söyleyiştir. Abartılı ir ylem bulamazsınız onun yazdıklarında.

     “Benden haber soran bundan sonra Koynumdaki otların izini rsün” (Yeşil Çığlık, syf 85)

     Der ya işte, koynundaki otlardır onun şiiri. Yaşamıyla ilgili ipuçlarını izelerinden çıkarırız. Kendini dizelerle anlatır, içini şiirle döker bize, yaralı hâllerini göstermek istemez ama biz yazdıklarından çıkarırız, olabildiğince..

     “Su tadındadır ömrümün tortusu Bazen nergis üklerimbuğday yerine Başımda kekik soylu kır uğultusu Selamlar düşürüp incirle zeytinle Bedrettin’in yamından geçerim” (Aşkgüdüsü, syf 89)

     Biri çocuk kitabı olmak üzere şairin sekizinci şiir kitabıdır İpek Yarası. Arada yaklaşık on yıllık bir kopuş sürecini de dikkate alırsak ve yazdığı diğer kitapları… retken bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Bana imzaladığı kitabın içinde unuttuğu bir notu da paylaşmak isterim sizinle. Kasım 2006 da yitirdiğimiz şair Metin Pütmek’in dizelerini yazdığı bir ottu bu.

     “Üşürüm Koynuma alsam güneşi”

     Belli arkadaşının erken ölümü kanatmıştı şairi, okurken eni de… Okuyan herkesi.. Duyarlı her bireyi.. Kimi kanatmazdı ki?..


                                                                            Ahmet Günbaş, İpek Yarası, İmbatYayınevi,
Ekim 2006

 

 Arşiv :
 Öyküler :
 Şiirler :
 Şairler - Yazarlar :
         Copyright © 2007. Ada Kültür Sanat Dergisi. Tüm Hakları Saklıdır.                                 Anasayfa   |   İletişim                                        designed by