Suyun kurusun kanadın kırılsın değirmen
Yetişir beni öğüttüğün
Bırak cahilliğim saflığım gitmesin elden
Bilmek yanmakmış büsbütün
CAHİT SITKI TARANCI
‘Şairin düşünürlüğü’ konusunda, beni yazmaya iten şey aylık şiir seçkisi ‘Dize’nin 131. sayısı oldu. ‘Dize’nin sözünü ettiğim sayısında, 1956 tarihli ‘Şairler Yaprağı Dergisi’ne dönülmüş; Oktay Rıfat’ın, ‘Şairin Düşünürlüğü’ başlıklı yazısına ve de Ahmet Arif’in, ‘Şairin Güçsüzlüğü’ adlı ‘yanıtyazısı’na yer verilmiş.
Dönemin dergisinde, iki usta şairimizin, ‘şair ve düşünürlük’ konusuna ne denli farklı yaklaştıklarına tanık olmaktayız.
Dilerseniz usta şairimiz Ahmet Arif’in, 1956 tarihli ‘Şairler Yaprağı Dergisi’nin 23-24 sayısındaki‘Şairin Güçsüzlüğü’ başlıklı yazısından başlayalım:
“Oktay RİFAT kaç yıldır düşündürür beni. Belki çevrenin etkisinden, belki de haksız düşmek korkusundan, O. Rifat’ın yalan-yanlış yargılarını hoş gördüm hep. Ama ŞAİRLER YAPRAĞI’nın geçen iki sayısında şairin düşünürlüğü ve kahramanlığı konusunda arka arkaya çıkan iki yazısı karşısındaçekimser ya da suskun kalmanın bizlere ağır sorumlar yükleyeceğini düşünüp ağabeyimize cevap vermek zorunda kaldım. Bir kez düşünürlük, belirli aşamaları geride bırakmış, her aydın insan için var olan bir nen. İnsan olmanın sorum ve haysiyetini duyan bir kimse ister şair olsun ister tenekeci, düşünürlük konusunda da yetisince belli eder kendini. Ama Oktay RİFAT’ın anladığı gibi sırf (şairim,öyleyse düşünür olmak zorundayım) demek için değil. Şiirin kendisinin, biçim-öz, yenilik, kalıcılık gibi sorunlarının bir kenara atılması neye? Bunlarsız da düşünür olunur ama şair olunamaz. Düpedüz düşünür olmak kimsenin tekelinde değil. Ama hem şair hem düşünür olmak Tanrının kolay bir bağışı olmasa gerek. Eğer Oktay RİFAT şimdiye değin yazdığı şiir ve yazılarla bir düşünür olduğunu sanıyorsa bir diyeceğim yok elbet. Düşünürlük yetisi bir şairde varsa bunu bize kabul ettirir zaten. Ama şairin düşünürlüğü de öteki insanların düşünürlüğünden farklı olamaz…”
Ahmet Arif’i, yukarıdaki cümleleri kullanmaya iten Oktay Rifat ise, “Şairin Düşünürlüğü” konusunu aynı derginin 20 Şubat 1956 tarihli 20. sayısında şu şekilde dile getiriyor: “Bahçivan, bağından bahçesinden iyi ürün almak istedi mi, önce tohumdan, fidandan işe başlar. Ceviz büyüklüğündeki bal gibi çavuş üzümünü, tımar edilmiş, gübrelenmiş, aşılanmış kütük verir. Şair, iyi şiir yazmak istedi mi, şiirin hünerlerini öğrenmeye kalkar; kendini hiç düşünmez. Halbuki şiir de bir yemiştir,şairin yemişi. Güzel şiir nasıl yazılır demeden ben nasılım, demeli! Kafası gönlü cılız adamın şiiri de cılız olur. Kafası gönlü ileri adamın şiiri de ileri olur.” Oktay Rifat, şiir üzerine bu cümlelerden sonra asıl can alıcı noktaya geliyor: “Şiirim güzel olsun bana yeter diyen şair bulunur. Ama bir düşünelim. Bu söz oşairin kendini yetiştirmediğini, bu yüzden güzel şiir yazamayacağını göstermez mi? Güzellik anlayışı,
kâinat anlayışımızın, dünya görüşümüzün, o anlayış ve görüşe aykırı düşmeyen bir bölümü olduğuna göre, belirli bir dünya görüşü olmayan şairin güzellik anlayışından bahsedilebilir mi? Böyle bir şair,şiirde bilerek bir güzelliğe varabilir mi? Şair ister istemez bir düşünür olmak zorundadır, hem de ileriyi gören bir düşünür. Yoksa geri düşüncelerle yoğrulmuş kafa, şiire fayda yerine zarar verir. Bu, şairin sadece bir düşünür olmasını istemek değildir. Elbette ki, bir şiir sanatı, bu şiir sanatının da kendine göre bir düzeni vardır. Ama bu düzen kâinat anlayışımıza, dünya görüşümüze göre ayarlanacağı içindir ki herşeyden önce, şairin bir düşünür olmasını gerektirir. Gel gelelim bu kadar kolay bir iş değildir. Dil öğrenmek ister, meyhanelerden pılıyı pırtıyı toplayıp kitaplıklara geçmeyi ister, okuyup yazmak, urmadan okuyup yazmak ister. Ama canım insan da ya şair olmak ister ya istemez.İsterse, kim dedi airliğin yağma Hasan’ın böreği olduğunu.”

Dönemin bu iki ustasından, hangisinin haklı olduğu düşüncesi yerine: (1)‘Şair aynı zamanda bir düşünür müdür?..’ (2)‘Şairin düşünür olmak gibi bir zorunluluğu veya amacı olmalı mıdır?..’ sorularını tartışmaya açmayı yeğlemek daha doğru olacaktır.
Yazın sanatı içinde bulunan her kalem, düşünen ve düşünce yoğunluğu içerisinde bulunan kişidir. Yoksa o kadar yapıt (yorum) nasıl ortaya çıkar?…
Elbette, her sanatçının uzmanlık alanı, yoğunlaştığı ve kendini ifade ettiği alandır. Bu inkâr edilemez bir gerçeklik... Ama her sanatçı için bunun geçerli bir durum olduğunu söyleyemeyiz.
Çünkü yazar veya sanatçı, kendi türü dışında da yapıtlar ortaya koyabilir. Hem şair hem romancı; hem romancı hem şair ya da denemeci olabilir. Bu onun çok yönlülüğünün göstergesidir. Sürekli okuyan ve okuduklarını yazıya döken kalem, belli bir süre sonra düşünce üreten ve aktaran kişi haline dönüşebilir.
Konumuz şair olduğuna göre; onun aynı zamanda etrafındaki hayatın belgeselini yapan kişi olduğunu belirterek başlayalım. Her şair; düşünür olmasa da (veya henüz o noktaya gelmemiş olsa da); kendini sürekli geliştiren, aşan, tekrar etmeyen; hele de evreni ve kendi toplumunu yanıtlamayı amaçlayan bir ‘düşünür özellikli’ kişi olduğu apaçıktır. Sadece kendi sınırları (şiiri) içinde kalmamaya soyunur. Fikirleri (birikimleri) doğrultusunda insanlara, topluma yön vermesi onun bilge (düşünür) olduğununölçüsü olamaz mı?. Şiiri ile insan yaşamına katkıda bulunmaya çalışan, şiirinde aşamalar kaydetmeye başlayan şair, şiirde yeni kapılar aralamayı da kotarabilir.
Şair, şiirleri sayesinde yaratmış olduğu derinlikle; çizdiği yeni düşünce ufkuyla, o güne kadar pek fazla kafa yorulmamış konularda araladığı kapılarla, günümüz sorunlarına yanıt arayan bir ‘düşünür’ değil midir aynı zamanda?..
Gerek yazılarında gerekse şiirlerindeki fikir zenginliği o şairin ‘düşünür’lüğünün göstergesidir. Var olanı zenginleştirmek (geliştirmek), bir şair tarafından kotarılmışsa buşairin düşünür olduğunu (ya da bu yolun zorunlu yolcusu olduğunu) söylemek pek mi zordur?..‘Düşünür’, mikro düzeyde bile olsa
gelişmeye katkıda bulunan kişidir…
Şiir, şairin ömrünce bitiremediği sevdasıdır. Bu sevda şairin yaşadığı ve beslendiği toplumdan, toplumunun sorunlarından, gerçeklerinden beslenip gelir. Şairin tabiatında muhaliflik vardır; iyi olanı, doğru olanı bulmaçabası gibi... Bu çaba yeri geldiğinde yeni savlar ileri sürmesini sağlayabilir.
‘Düşünürlük’, toplumdan kopmayan ve muhaliflik gücünü kaybetmemiş, halkın sorunları konusunda kalemini oynatmayı bir biçem olarak seçmiş şairler için daha da geçerlidir.
Bir tartışma platformu oluşturur düşüncesiyle ele alınan ‘şairin düşünürlüğü’ konusunu, ‘düşünür’ kavramı üzerine açık ve net bir tanımlama yapan Paul Valery’nin sözüyle noktalamak istiyorum:
“Düşünür, yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.”
|