Gözlerimi açtım. Bakır. Yivine yeni oturtulmuş taptaze bir zemberek olduğumu
anladım. Pencereden bakabiliyoruz şimdi, kısaca da olsa, özet de olsa. Çünkü, dışarısı da bakır.
Gözlerini açtın. Uyandın – uyku denebilirse bu karabasan tadındaki
devinimsizliğine. ıpırdamıyorsun. Neden? Öylece duvara astığın teleğe – süs olsun diye
zamanın içlerine – uzanıyor kıpırtısız duruşun. Biz Kızılderili değiliz canım. Orta Doğuluyuz.
Buna alışmalısın.
Gözlerimizi açtık. Yoğunlaştık. Gizli mesajlar aldık alınması gereken yerlerden. Sen
telekte saklı alfabeyi çözdün çarçabuk. Ben abuk sabuk şeylerle ilgilendim önce. Sonra,
dikkatimi kaydırdım. Ve Mors. Ve düzen. Ve o ince fark ediliş ânı. Karmaşadan çıkış. İçerde
suyunu damlatan bir musluk. Mors!
Pencereden izleyebilirdik çocukluğumuzu artık. Misterioso çalıyor, yumuşacık.
Monk, dumanla kısalmış karanlıktan içimize bakarken. Kimsesizdik, daha da kimsesiz kaldık.
Hiç de erişkin tavrı değil buralarda tutsaklık. Bir çare üretmeliyiz. Bir açıklama – geleceğe
yönelik.
Denizden kopup gelen şeyler var. Ses desem salt ses değil. Esin desem, eksik ve
kusurlu olur. Siz onlara anı diyorsunuz, biz denizin taşıdığı pasak. Denizin nasıl biçildiğini
görebiliyorum onlarda, kabaca. Eski denizcilerin bakışlarıyla çizebilirsin ufku, sadakati. Ben
istiridyenin mânasını yazabiliyorum artık defterime, hem de uzun soluklu cümlelerle,
düşünsene! Tekne, tekil şahsı oluyor çekeceğim görüntülerin. Bana bir zaman süzgeci gerekli.
Onu arıyorum kurgunun dehlizlerinde.
Gök, deniz ve bazı kayalıkların sarıp sarmaladığı huzmeler var. Zamanı gelinceüstümüze başımıza yolluyor, usulünce yağdırıyorlar. Tenimize ve gitgide beden derinliğimize
nüfuz etsinler damla damla, sicim sicim diye. Biz – ikimiz – biraz da onların dalga boylarını
ölçmek için buradayız. Tam burada, pencerenin kıyısındayız.Monk veMorsla işbirliği içinde,
bakır ve aşka tutunuyor saydam ellerimiz. Biz, şifre çözücüleriz.
Tılsım temizliği. Eylülden gelen lekeleri biriktiriyor kitaplar. İkimizden biri var, biri
yok. Hangimizin eti sence daha gerçek, hangimizinki ikinci? Hadi! Nefeslerimizi tutup
sayalım saniyeleri!
Monk da, Mors da aynı heceleri istedi.
Ölü güvercinlerimizi gömme vakti.
Kitabı açtım. Beyazımsı. Ak harflerinin içinde okundukça kendini boğan bir imha
alfabesi var. Dokundum, genişledi. Ve kaydı bedenimden ayrışan ruh, satırların derinliğine.
Kayboldum – sonsuzdu. Rilke ordaydı. Monk ona piyano çalıyordu, bahçeden ve dumandan.
Kısa kısa baktı bana ikisi. Gene Misteriosa ama bu kez ellerimi hapsederek piyanonun
tuşlarına. Rilke. Kulağıma. Eğiliyor. Şarkı mı? Hayır! Bir şey söylemek için değilmiş o eğilme.
Bir gül çıkarıyor göğsünden, kırmızı ve sağlam dikenli. Güvercinlerimizi gömme
merasimi. Biz de gömüleceğiz birazımızla. Sanırım. Öyle. Gerekiyor. Bu epik tragedyanın
parçasıysak.
Kuşkusuz Mors. Kuşkusuz Monk. Dördüncü bölümden çıkma zamanı geldi.

|