I
karın usulca toprağa değdiği,
külün deftere düştüğü zamanda,
anouar brahem çalarken; kendimi,
düşümden sarkan o bildik tabloda,
gözlerim yaş(arır)ken buldum.
anouar brahem’den, nouvelle vague çalarken;
gidiyordum...
II
mars düştü usuma, kuru yaprak gibi.
yalnız, bıkkın, yılgın seriliverdi önüme.
nouvelle vague çalarken;
mutat besteye büründü müzik.
eşyalar, bayrı bir hisle kuşandı.
etrafımı çevreleyen kadim boşluk,
buram buram özlem koktu.
III
bir orkide açıverdi, yayıldı, yükseldi.
evet, tam, o anda;
nouvelle vague çalarken.
kaydım dalından orkidenin.
göğe çıkamazdım!
erişemezdim tutkulu bulutlara,
taşırlarken enfes mutluluğu, şiir gibi,
mavi diyârlara,
anouar brahem çalarken...
hayır, ah...
tablonun renkleri akarken...
IV
orada, dediğim yerde;
kadın birikti usuma, doldu, taştı ve dağıldı,
nouvelle vague çalarken.
kadın içime sığmadı.
belirgin çığlık yırttı nouvelle vague’i.
kesildi kısık soluğu anouar’ın.
kadın, avucumda kaldı, o vakit;
her yanı bereketli bir koku kapladı.
bebekler vardı kokuda, şiir yazan bebekler...
burcu, üzerimde kaldı.
anouar brahem’den, nouvelle vague çalarken;
titredi eşiklerim ve bir övgü belirdi kundakta.
tablo duruldu, geri çekildi mars, orkide kapandı.
mutlu bir hırıltıyla, silindim sayfadan.
sayfa, o(a)rada kaldı...
|