J’ai été élevé parmi les feux de bois, au bord de braises qui ne finissaient pas cendres. Dans mon dos l’horizon tournant d’une vitre safranée réconciliait le plumet brun des roseaux avec le marais placide. L’ hiver favorisait mon sort. Les bûches tombaient sur cet ordre fragile maintenu en suspense par l’alliance de l’absurde et de l’amour. Tantôt m’était soufflé au visage l’embrasement, tantôt une âcre fumée. Le héros malade me souriait de son lit lorsqu’il ne tenait pas clos ses yeux
pour souffrir. Auprès de lui, ai-je appris à rester silencieux? A ne pas Barrer la route à la chaleur grise ? A confier le bois de mon coeur à ma flamme qui le conduirait à des étincelles ignorées des enclaves de l’avenir? Les dates son effacées et je ne connais pas les convulsions du compromis.
*
N’ayant que le souffle, je me dis qu’il sera aussi malaisé et Incertain de se retrouver plus tard au coin d’un feu du bois parmi les étincelles, qu’en cette nuit de gelée blanche, sur un sentier ossu d’étoiles infortunées.
kibrit hışırtısı
Orman ateşleri arasında büyüdüm, kül olup bitmeyen ateşlerin etrafında. Safranı cam sırtımda dönen ufuk barıştırırken dingin bataklıklarla sazlığın esmer sorguçunu. Kayırıyordu beni kış. Odunlar düşüyordu bu kırılgan düzenin üstüne havada tutarken onları aşkın ve absürdün birliktenliği. Bazen yanış yüzüme eserdi bazen acı bir tütsü. Hasta yiğit bana yatağından gülümserdi acı çekmeyip gözlerini açık tutunca. Onun yanında, sessiz kalmayı mı öğrendim? Kesmeyerek gri sıcaklığın yolunu? Emanet etmeyerek yüreğimin odununu götürecek bilinmeyen iç toprağın kıvılcımlarına? Tarihler silindi ve ben tanımıyorum uzlaşmanın ihtilaçlarını.
*
Nefesimle baş başa, diyorum ki ne kadar baş döndürücü ve şüpheli olur daha sonra bulmak kendini ateşin başında ve kıvılcımlar arasında, ki bu ak ayaz gecede, bahtsız yıldızların bu kemik patikası üstünde.
çeviren : yaşar doğan

|