Ölürken yüzünde geniş bir tebessüm varmış
Ne çok aradım o gülüşü yaşayanların ellerinde.
Yaprakların titrediği o gece,
“ to be or Nato to be ” diye bağırıyor afişler
Yağmur yanağımızda susuyor
Nisan yağmuru, üşütmeden vuruyor hayata
Yanmış anılarla gizli o duvardaki sesler
Karanlığa dağılıyor el tutanımız güneşsiz
Geniz yakan mor irislerin kokusu mezarlardan
Fosforun ince gümüşi parıltısı sanki üzerimize
yapışacak
Ölülerden çok üniformalardan korkuyoruz
Sol yanımda boynu bükük küçük toprak yığınları
Gözyaşlarımı sileceğim, elim kalkmıyor yüzüme
Onun yerine taze gül toprağını avuçluyorum
İçimden dua etmek bile geçmiyor
Ah! gönlümün üstündeki sarkaç ağırlaştı
Ulaşmıyor mavinin avuçlarımıza umudu
Uzun pencereden göğe varamayan kırlangıç
Hayatı boydan boya kesen çocuk gülüşlerimiz